Avcı Köşesi

Avcı Köşesi

Çatıda çay içti, polis geldi

Çatıda çay içti, polis geldi

Bayramiçspor 3 puana kavuştu

Bayramiçspor 3 puana kavuştu

Bayramiçli avcılar kurs aldı

Bayramiçli avcılar kurs aldı

Yağmur devam edecek

Yağmur devam edecek

MEVLÎD KANDİLİ VE MEVLÎD-İ NEBİ HAFTASI
MEVLÎD KANDİLİ VE MEVLÎD-İ NEBİ HAFTASI

Müftü Ertuğrul Akın’ın köşe yazısı

Peygamber Efendimiz, mîlâdî 20 Nisan 571 tarihinde, kamerî takvime göre ise Rebîu’l-evvel ayının on ikinci gecesi Mekke’de dünyaya gelmiştir. O’nun dünyaya gelişi Yüce Allah’ın insanlığa büyük bir lütfudur. İnsanlık tarihi açısından da çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle de O’na inanma ve ümmet olma bahtiyarlığına erişen Müslümanlar için O’nun dünyaya gelişinin apayrı bir önemi vardır. Bu yüzden de Hz. Peygamber (SAV)’in kameri takvime göre dünyaya geldiği tarih olan Rebîu’l-Evvel ayının on ikinci gecesi, Müslümanlar arasında yüzyıllardır “Mevlîd Kandili” olarak kutlanmakta ve bu gece Sevgili Peygamberimiz, büyük bir coşku ve heyecanla anılmaktadır. Bununla beraber ülkemizde, Mevlîd Kandili’ni içerisine alan hafta Diyanet İşleri Başkanlığı öncülüğünde “Mevlîd-i Nebi Haftası” olarak ilan edilmiş olup söz konusu hafta çeşitli programlarla kutlanmaktadır.

Peygamber Efendimiz’in dünyaya geldiği dönemde toplum, kendisini yoktan var edip yeryüzüne gönderen Yaratıcısını unutmuş, Allah’ın dışında başka varlıklara kulluk etmeye başlamıştı. Bunun sonucu olarak da her türlü insani ve ahlâki değerden uzaklaşmıştı. Kabileler arasında baskınlar, yağmacılık ve soygunculuk almış yürümüştü. Kan davaları had safhadaydı. Kabile asabiyetçiliği hâkim olduğundan, bir kan davası bütün bir kabileyi etkilemekteydi. Bu yüzden kabileler arasında yıllar süren savaşlar yapılmaktaydı. Yoksul, zayıf ve kimsesizler hiçbir değere sahip değildi. İnsanın değeri sülalesine, zenginliğine ve gücüne göreydi. Adalet, hak, hukuk mefhumları ortadan kalkmıştı. Güçlü her zaman kazanan taraftı. Zayıf ise hep kaybetmekte ve ezilmekteydi.

İçki, kumar, fuhuş, hırsızlık, faiz gibi toplumu temelden sarsan zararlı alışkanlıklar son derece yaygındı. Toplumda en hakir görülenler kölelerdi ve insan yerine konulmazlardı. Kadınlara da en ufak bir değer verilmezdi. Erkek çocuk sahibi olmak bir övünç vesilesi olarak görülür, kız çocuk sahibi olmak bir utanç sebebi sayılırdı. Bunu o kadar ileri bir noktaya taşımışlardı ki, içlerinde kız çocuklarını diri diri kuma gömenler bile vardı.

Peygamber Efendimiz’in içerisinde dünyaya geldiği toplum böyleydi. Ancak dünyanın diğer bölgelerinde de durum bundan farklı değildi. Bütün dünya Allah’ın kulu olmaktan uzaklaşmış, batılın kulu-kölesi olmuş, manevi değerlerini yitirmiş, zulmün ve cehaletin karanlıkları içerisinde yolunu kaybetmişti.

Sevgili Peygamberimiz’in çocukluğu ve gençliği böyle bir toplum içerisinde geçti. Ancak O, Allah (cc)’ın lütfu, inayeti ve koruması sayesinde toplumda var olan bütün bu kötülüklerden uzak, tertemiz bir hayat yaşadı. Peygamberliğinden önce de ahlâkıyla, edebiyle, iffetiyle, doğruluk, dürüstlük ve güvenilirliği ile temayüz etti. Çünkü O, Allah (cc) tarafından peygamberlik için hazırlanmaktaydı.

Kırk yaşına geldiğinde kendisine peygamberlik vazifesi verildi. O, Yüce Rabbimiz tarafından “Âlemlere rahmet olarak.” (Enbiya 21/107) gönderilmişti. Çünkü O, davetiyle insanlığı küfrün, şirkin ve zulmün karanlığından kurtaracak, imanın, tevhidin ve adaletin aydınlığına ulaştıracaktı. Davranışlarıyla cehenneme doğru giden insanları bu gidişten alıkoyacak, Allah’ın rızasına ve cennetine kavuşturacaktı.

Yirmi üç yıllık Peygamberlik hayatı boyunca Sevgili Peygamberimiz hep bunun mücadelesini verdi. Hayatını insanlığın kurtuluşuna adadı. Kendisine verilen Risalet vazifesini en güzel şekilde yerine getirdi. Daveti esnasında çeşitli sıkıntılarla, eziyet ve işkencelerle karşılaştı. Fakat hiçbir engel onu davetinden vazgeçiremedi.

Bulunduğu toplumda çok büyük değişiklikler meydana getirdi. Onları küfrün ve şirkin karanlıklarından imanın ve tevhidin aydınlığına çıkardı. İnsanlar arasında sevgiyi, saygıyı ve kardeşliği tesis etti. Adaleti, hakkı, hukuku onlara öğretti. Üstünlüğün soyla, zenginlikle olmadığı, insanların değerinin davranışlarına bağlı olduğu anlayışını hâkim kıldı.

Kadınların toplum içerisinde hak ettiği değeri kazanmasını sağladı. Kız çocuklarının da erkek çocukları kadar değerli olduğunu, çünkü ikisinin de Allah’ın birer hediyesi ve emaneti olduğunu anlattı. Bir eş olarak kadının kocası üzerinde hakları olduğunu bildirdi. Bir anne olarak kadının, insan için dünyadaki en değerli varlık olduğunu öğretti. Öyle ki, “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî, Cihad 6) buyurarak, anneye hizmetin cenneti kazanmaya vesile olacağını ifade etti.

Sevgili peygamberimiz, davetiyle kaskatı kesilmiş kalpleri yumuşattı, gönüllerin sevgi, şefkat ve merhametle dolup taşmasını sağladı. Örnek ahlâkıyla onları şekillendirdi. Müslüman olmadan önce kendi kız çocuğunu diri diri toprağa gömecek kadar kalbi katılaşmış insanlar, O’nun tesis ettiği huzur ikliminde öylesine değiştiler ki hakkın, hukukun ve adaletin en büyük temsilcisi haline geldiler.

08 Kasım 2019 Cuma günü, idrak edeceğimiz Mevlîd Kandili ile aynı gün başlayacak olan Mevlîd-i Nebi Haftası’nın okuyucularımız, milletimiz ve bütün İslâm âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni eder; bu gecenin ve haftanın Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımaya, Kur’an-ı Kerim’de övülen yüce ahlâkını en güzel şekilde öğrenmeye ve O’nun bu güzel ahlâkını hayata geçirmeye vesile olmasını dilerim.

Kur’an ve Sünnet çerçevesinde, Peygamber sevgisi etrafında kenetlenmek, kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi daim kılabilmek niyazıyla…

  • Etiketler
  • Yorumla
Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.
Fotoğraf Albümleri
Video Galerileri
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz