Sise dikkat

Sise dikkat

“Hamsi düşer, palamutu unutun”

“Hamsi düşer, palamutu unutun”

Ahmetçeli Petrol’den Bayramiçspor’a destek

Ahmetçeli Petrol’den Bayramiçspor’a destek

Kadın futbol takımı kuruluyor

Kadın futbol takımı kuruluyor

Kış sebzeleri pazara düştü

Kış sebzeleri pazara düştü

SORUMLULUK SAHİBİ KİMSENİN FİİLLERİ-1
SORUMLULUK SAHİBİ KİMSENİN FİİLLERİ-1

Müftü Ertuğrul Akın’ın köşe yazısı

Sorumluluk sahibi olan kimselerin fiil ve davranışlarına ilmihal dilinde “ef’âl-i mükellefin” denilmektedir. Mükellef, kelime olarak “yükümlülük veya sorumluluk sahibi kişi” demektir. Dinî literatürde ise Allah’ın emir ve yasaklarına muhatap olan akıllı ve buluğ çağına ulaşmış Müslüman’ı ifade eder. Böyle bir Müslüman bütün iş, davranış ve konuşmalarından sorumludur. Nitekim aklı olmayan ve çocukluk devresini tamamlayarak buluğ çağına ulaşmamış olan kimseler yaptıklarından sorumlu değildirler. Peygamber Efendimiz bu hakikati şöyle ifade etmektedir: “Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uykuda olandan, aklı başına gelinceye kadar akıl hastasından,  ergenlik çağına gelinceye kadar çocuktan.” (Ebû Dâvûd, Hudûd 17) Dolayısıyla mükellef kimsenin yaptığı bütün işlerin İslâm nazarında belirli bir karşılığı vardır. Hepsinin dini bir hükmü, manevi bir karşılığı bulunmaktadır.

Burada şunu da hatırlatmak gerekmektedir. Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifinden de açıkça anlaşıldığı üzere büluğ çağına gelmemiş çocuğa da aklı yerinde olmayan kişiye de yaptıklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Ama aklı başında olan insanlar, çocuklara karşı davranışlarından da aklı olmayan kimselere karşı takındıkları tutumlardan da sorumludurlar.

Hanefi Mezhebi’ne göre mükellefin fiilleri sekiz farklı kategoriye ayrılmıştır.

1-Farz: Allahü Teâlâ’ın veya Rasülü’nün mükelleften yapmasını kesin ve bağlayıcı bir şekilde istediği fiile denir. Müslüman’ın ihmal etmeden, ertelemeden vakti geldiğinde yerine getirmesi gereken davranışların başında farz gelir.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de günde beş vakit namaz kılmayı, dinen zenginlik ölçüsü sayılan nisap miktarı mala sahip olanların zekât vermesini, oruç tutmaya engel bir mazereti olmayanların Ramazan ayında oruç tutmasını, gücü yetip imkânı olanların ömürlerinde bir defa hacca gitmelerini kesin ifadelerle emretmiştir. Bu sebeple bu emirleri yerine getirmek her mükellef için farzdır. İşte bu farzları yerine getiren sevap kazanır, mükâfata mazhar olur. Farzı özürsüz olarak terk eden de cezayı hak eder, ahiret gününde azaba maruz kalır. İfade edildiği gibi kesin delillerle sabit olan bir hususun farz olduğunu kabul etmekle beraber yerine getirmeyen kimse günah işlemiş olur. Ancak kesin delillerle sabit olan namaz, oruç, zekât gibi bir farzı kabul etmeyerek inkâr eden kimse ise dinden çıkmış olur.

Farz da kendi arasında farz-ayın ve farz-ı kifâye olarak ikiye ayrılır.

a-Farz-ı Ayın: Her mükellefin bizzat kendisi yapması gereken, bazılarının yapmasıyla diğerlerinin üzerinden düşmeyen namaz, oruç, zekât gibi farzları ifade eder. Zira namaz, oruç ve zekât gibi ibadetleri yerine getirmekle her Müslüman sorumludur. Bu ibadetleri toplumun bir kesiminin yerine getirmesiyle diğerleri üzerinden sorumluluk kalkmaz. Kişinin annesinin-babasının veya başka bir yakınının bu ibadetleri yerine getirmesi de ona bir fayda sağlamaz ve onu bu sorumluluktan kurtarmaz.

b-Farz-ı Kifâye: Bazı mükelleflerin yerine getirmesiyle diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzları ifade eder. Vefat eden bir Müslüman için cenaze namazı kılmak farzdır. Ancak Müslümanların bir kısmı bu görevi ifa ettiğinde diğerleri üzerinden sorumluluk düşmektedir.

Bu tür farzların sevabı da sadece onu yapanlara aittir. Bu görevi hiç kimse yerine getirmezse o zaman da bütün Müslümanlar bundan sorumlu olurlar.

2-Vacip: Delil yönünden farz kadar kesin olmamakla beraber, dinimiz tarafından yapılması emredilen hususlardır. Yatsı namazından sonra vitir namazını kılmak, Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı namazlarını kılmak, dinen zengin sayılan kimseler için Kurban Bayramı günlerinde kurban kesmek vacip olan emirlerdendir.

Vacibi yerine getiren sevap kazanır, özürsüz olarak terk eden cezayı hak eder. Ancak farz kadar kesinlik arz eden delillerle sabit olmadığından, farzda olduğu gibi vacibi inkâr eden dinden çıkmış olmaz.

3-Sünnet: Peygamber Efendimizin söz, fiil ve onayının genel adı olup Kur’an’la beraber İslam’ın iki aslî kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle sünnet, Hz. Peygamber’in farz veya vacip olmayarak yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği işlere denir. Sünnet aynı zamanda Peygamber Efendimiz’in örnekliğini ortaya koymakta olup ikiye ayrılmaktadır.

a-Sünnet-i Müekkede: Hz. Peygamber’in çoğu zaman yaptığı nadiren terk ettiği sünnete denir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetlerine Peygamber Efendimiz sürekli devam etmiş çok az da olsa terk etmiştir.

Bu çeşit sünneti yapan sevap kazanır, terk eden ise cezayı hak etmemekle beraber kınama ve azarlamaya müstehak olur.

b-Sünnet-i Gayri Müekkede: Hz. Peygamber’in ibadet ve taat türünden olup, bazen yapıp bazen terk ettiği veya çoğu zaman yapıp bazen terk ettiği fiil ve davranışlara denir. İkindi ve yatsı namazlarının farzlarından önce kılınan sünnetler bu grup içerisindedir. Bu tür sünnetleri yapan sevap kazanır, terk eden azaba ve kınamaya müstehak olmaz.

4-Müstehap: Peygamber Efendimiz’in bazen yapıp bazen terk ettiği, âlimlerin ve salih kulların öteden beri yapa geldikleri ve tavsiye ettikleri fiil ve davranışlara denir. Kuşluk namazı kılmak, Ramazan ayından sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehap olan ibadetlerdendir.

Müstehap, çoğu zaman mendup, nafile, tatavvu ve adap gibi kelimelerle eş anlamlı olarak kullanılır. Terk edilmesi azabı veya kınamayı gerektirmeyip, evlâ ve güzel olanı terk manası taşır. Müstehap olan davranışları terk eden azaba ve kınamaya müstehak olmaz. Bunları yerine getiren sevap kazanır, yerine getirmeyen de sevaptan mahrum olur.

Görüldüğü üzere mükellef kimsenin fiilleri arasında yer alan “farz” ve “vacip” mutlaka yerine getirilip terk edilmemesi gereken davranışları ifade etmektedir. “Sünnet” ve “müstehap” olan davranışlar da aslında, farz ve vacip grubundaki dini ödevler ile bütün beşeri ilişkilerin daha anlamlı ve verimli olmasına yardımcı olan fiillerdir.

Unutmayalım ki, farz ve vacip olan emirler ile sünnet ve müstehap olan davranışları yerine getirmek bize Allah katında değer kazandıracak, bizi dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracaktır.

  • Etiketler
  • Yorumla
Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.
Fotoğraf Albümleri
Video Galerileri
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz