Avcı Köşesi

Avcı Köşesi

Çatıda çay içti, polis geldi

Çatıda çay içti, polis geldi

Bayramiçspor 3 puana kavuştu

Bayramiçspor 3 puana kavuştu

Bayramiçli avcılar kurs aldı

Bayramiçli avcılar kurs aldı

Yağmur devam edecek

Yağmur devam edecek

AİLE BİREYİ OLARAK PEYGAMBERİMİZ
AİLE BİREYİ OLARAK PEYGAMBERİMİZ

Müftü Ertuğrul Akın’ın köşe yazısı

Yüce Rabbimiz, geçici bir süreliğine yeryüzüne gönderdiği insanı burada başıboş bırakmamıştır. İnsanlara yol gösterecek, rehberlik edecek onları imana, tevhide, iyiye, güzele, doğruya, adalete çağıracak peygamberler görevlendirmiştir. İlk Peygamber Âdem (A.S)’den Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’e gelinceye kadar birçok peygamber göndermiştir. Bu peygamberlerden bazılarını da Kur’an-ı Kerim’de anlatmış, onların hayatlarından kesitler sunmuştur.

Rabbimiz Kitabında hem önceki peygamberlerin hem de son peygamber Muhammed Mustafa (SAV)’nın yaşamakta oldukları toplum içerisinden seçilip, peygamber olarak görevlendirildikleri vurgusunu yapmaktadır. Zira “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, mü’minlere karşı şefkat ve merhamet doludur.” (Tevbe 9/128); “Nitekim aranızdan size bir peygamber gönderdik: O size ayetlerimizi okuyor, sizi arıtıp temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor; yine size bilmediklerinizi öğretiyor.” (Bakara 2/151) ayetleri bu hakikati ifade etmektedir.

Bu hakikatin bir tezahürü olarak Peygamber Efendimiz de m. 571 yılında kameri takvime göre Rebîü’l-evvel ayının on ikisinde  Mekke’de dünyaya gelişinden m. 632 yılında Medine’de Hz. Aişe annemizin kucağında ruhunu teslim edip refîk-i a’lâya, en yüce dosta kavuşuncaya kadar yaşadığı süre zarfında Allah’ın kendisi için takdir etmiş olduğu beşerî ve Nebevî vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmiştir. Aile, hayatın ayrılmaz bir parçasıdır ve önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu bağlamda Hz. Peygamber, çocukluktan dede olmaya varıncaya kadar aile hayatı içerisinde Allah’ın takdiri çerçevesinde hayatın kendisine getirmiş olduğu rol ve vazifeleri de en güzel şekilde yerine getirerek, ashabına, ümmetine ve bizlere üsve-i hasene/en güzel örnek olmuştur.

Peygamber Efendimiz, babasını kaybetmiş olarak dünyaya geldi ve annesi Âmine onu bir başına kucağına aldı. Coğrafi ve sosyo-kültürel şartlar gereği doğumundan kısa bir süre sonra Mekke dışında bir sütanneye verildi. Dört yıl boyunca sütannesi Halime ve Benî Sa’d yurdunun mutluluk ve bereket kaynağı oldu. Dört yaşından altı yaşına kadar biricik annesinin gözü önünde, dizi dibinde, onun şefkat ve merhamet kanatları altında hayat sürdü. Ne var ki altı yaşında iken annesiyle beraber Medine’den dönerken Ebva mevkiinde annesini kaybetmenin derin hüznünü yaşadı.

Sekiz yaşındayken dedesi Abdülmuttalip’in emaneti olarak amcası Ebu Talib’in ailesine katıldı. Amcası ve hanımı Fatıma, onun üzerine titrediler. Onu kendi çocuklarından ayırmadılar hatta daha fazla ihtimam gösterdiler. O gelmeden sofra kurmadılar, o oturmadan yemeğe başlamadılar. Sabah uyanınca amcasının hanımı, kendi çocuklarından önce onun saçlarını taradı.

Efendimiz, Hz. Hatice ile evlendikten sonra da Peygamberliği esnasında da çocukluğunda ona destek olan, annesinin yerini doldurmaya çalışan ona annelik yapan bu insanları hiç unutmadı. Annesi hayatta olmadığı halde, kendisine annelik yapan bu insanların şahsında anneye nasıl hürmet edilmesi gerektiğini ümmetine öğretti.

Hayatı boyunca sütannesi Halime’yi arayıp sordu. Hediyeler gönderdi, darda kaldığında yardım etti. Kendisiyle karşılaştığında ona hürmet etti, ayakta karşıladı. Mekke’nin fethi esnasında süt teyzesi ile karşılaşınca ona sütannesini sordu. Vefat ettiğini öğrenince müteessir oldu, ağladı. Süt teyzesine ikramda bulundu, hediyeler verdi.

Amcasının hanımı Müslüman oldu, Medine’ye hicret etti. Vefat ettiğinde ise Peygamber Efendimiz, hiç kimseye yapmadığı bir şey yaptı. Sırtından cübbesini çıkarıp “bununla kefenleyin” buyurdu. Kabre kendi elleriyle indirip, yanında bir süre bekledi. Bu özel davranışın sebebi sorulunca da “O benim annem yerineydi, annemden sonra annemdi” buyurdu.

Hudeybiye Musâlâhası’ndan sonra Medine’ye dönerken Ebva’da annesinin kabrini ziyaret etti. Hüzünlendi, gözleri doldu ve “Annemin bana olan merhametini hatırladım da o yüzden ağladım” buyurdu.

Bütün bunlarla beraber “Cennet annelerin ayakları altındadır” (Nesâî, Cihad 6) buyurarak annelerin bastığı yeri cennet olarak vasfetti, dünyada cennet huzuru yaşamanın da ahirette cennete kavuşmanın da anneye hizmetten geçtiğini vurguladı. Bir başka hadislerinde ise “Allah’ın rızasını kazanmanın anne-babanın rızası almaktan geçtiğini, anne-babanın öfkesinin de Allah’ın gazabına sebep olacağını” (Tirmîzî, Birr 3) ifade buyurdu.

Her konuda olduğu gibi anne-babaya saygı ve hürmet konusunda da Peygamber Efendimiz’in davranışlarına ve hadis-i şeriflerine uymak bizi Allah’ın rızasına ulaştıracak, hem dünyada hem de ahirette mutlu olmamızı sağlayacaktır.

  • Etiketler
  • Yorumla
Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.
Fotoğraf Albümleri
Video Galerileri
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz